Denemece

Blog Denemece | Böyle Yazıyom Burda Ben

  • RSS
  • Delicious
  • Facebook
  • Twitter

Buraya Bak bi

Hello world!
Righteous Kill
Quisque sed felis

BAK BUNLARIN POPISI VAR

1 MAYIS

1 Mayıs Çelik Kuvvet Bayramı

NASIL ???

Yanlış Anlamacalar

Hocam

Ne ki bu Hocam?

Kestikk.!!!

Kısa Film Denemece

S*kt*r.!

Sonra Dedim ki , Siktir Et...



Dünya’nın dört bir yanında İşçi Bayramı olarak kutlanan 1 Mayıs, güzel ülkemde Çevik Kuvvet Egemenlik ve Dayak Bayramı olarak kutlanır yıllar yılı. Orda bok varmış gibi Taksim’i kapatırlar işçilere. Girmek isteyeni, istemeyeni, slogan atanı, atmayanı, yaşlı dedeyi, küçücük çocuğu, turisti, yerliyi, öğrenciyi, işciyi, aman diyeni, diyemeyeni hepsini sırayla döverler. Lokanta’da yemek yersin, yanına dayak servis ederler; hastanede tüpten oksijen yersin, portakal aromalı biber gazını da katık ederler. Kısacası kafalarında kaskları, ellerinde yangın tüpüne doldurulmuş biber gazları, copları ile bayramlarını büyük bir coşkuyla kutlar çevik ve kuvvetli abilerimiz.


Ablama, Nasıl olup da koca bir günü canın sıkılmadan evde oturarak geçiriyorsun? demiştim.
Büyüyünce insanın canı sokakta oynamak istemez ki cevabını vermişti. Uzunca bir süre büyüyüp büyümediğimi anlamak için kendime, Canın sokakta oynamayı istiyor mu? diye sormuştum. Annem
erkeğin cinsel organını pipi kadınınkini kutu olarak
tanımlamıştı. O zamanlar TRTde Cenk Korayın sunduğu Tele Kutu diye bir yarışma vardı. Yarışmacılar, Hayır Cenk Bey, ben kutumu
açmak istiyorum deyince koşarak odadan kaçardım.

Sabahları kalktığımda aklımın hala yerinde olup olmadığını anlamak için 2+2, 3+4 gibi toplama işlemleri yapardım. Sonuçlar doğru olunca da çok sevinirdim. Dedemle parka gittiğimiz bir gün
TRTciler çekim için oradaydı. Beni oynarken çektiler. Yayın günü bizim aile jeneriğinde gözüktüğüm çocuk programını izlemek için
televizyon başına geçti. Kendimi ekranda görünce, Beni niye parkta
unuttunuz? diye gözyaşlarına boğulmuştum.

Geri vites kavramım yoktu. Şoför, kolunu koltuğa atıp arkaya
doğru bakınca araba otomatikman geri geri gidiyor zannederdim.
Benden büyük kuzenlerim dondurmacıların dondurma külahlarının sivri
kısmıyla kulaklarını karıştırdığını söylemişti. İnanmıştım. Hala da
külahların sivri kısımlarını yemem. Çöpe atarım.

Babaannem bir gün gelirse sevdiğim dizilerin olmadığı bir gün
gelsin istiyordum.

Abimle Karaoğlancılık oynardık. O Karaoğlan olurdu, beni de Bizans
askeri yapardı. Sonra evire çevire döverdi. Çok mühim bir şey
yaptığımı sandığım için canım yansa bile hiç sesimi çıkarmazdım.
Yeşil ve siyah zeytinin ayrı ağaçlarda yetiştiğini sanırdım.
Bulmacalardaki, Annenin erkek kardeşi kısmına dayımın beş harfli
ismini sığdırmaya çalışırdım.

Anaokulunda patates baskısı yapmayı öğrenmiştik. O kadar hoşuma
gitmişti ki, evde duvarlara, masa örtülerine filan basmıştım. Ancak
sanat merakım annemin yeni aldığı beyaz eteğe patatesi
yapıştırmamla son bulmuştu. Hem gönlünü almak hem de el koyduğu
patateslerime kavuşmak için dahiyane bir fikirle öğretmenimin
yanına gittim. Annem yazısını patatese oydurttum. Sevinçle eve
gelerek soyundum. Renkli boyalara batırdığım patatesi vücudumun her
tarafına bastım. Sonra da annemin karşısına geçtim. Beni o halde
görünce ağlamaya başlamıştı.

Madonna ile Maradonayı kardeş zannederdim. Kendi kendime,
Bunların babası ne şanslı be. Bir çocuğu futbolun kralı, biri
müziğin kraliçesi derdim. Birinden özür dilediğim zaman Allahın
bana bir özür vereceğini sanırdım. Sakat olacağımı düşünüp hemen
dilediğim özrü geri alırdım.

Kurban Bayramında toplanan derilerden uçak yapıldığını sanırdım.
Uçakların dış yüzeyi bu derilerle kaplandığı için Türk Hava
Kurumunun topladığını düşünüyordum. Uçak kaçırma filmlerinde
silahla ateş edildiğinde ya da a patladığında, Ayyy! Deri
delindi! derdim.

Gil diye konuşanları fakir zannederdim. Annem banyodan çıktıktan
sonra babamın söylediği, Sıhhatler olsun lafını Saatler oldu
diye anlardım. Bunun da, Banyoda amma çok kaldın gibi bir şey
demek olduğunu sanıp babamın anneme kızdığını düşünürdüm. Annemin
buna karşın niye sadece, Sağol dediğini merak ederdim. Ne kibar
kadın, derdim.

Hocam aldı başını gidiyor.Sadece üniversite öğrencilerinin bulunduğu bi platform olan Hocam.com diğer sosyal ağlardan da farklı gibime geldi.Özellikle o sıra bekleme olayı dışarıda kalanlar için merak uyandırıyor.Diğer sosyal ağlardan sıkıldığımız için ve ve diğerlerinden farklı olduğu için bende şu sıranın geçmesini beklemiyor değilim.İlgilenenler için adresi www.hocam.com . Bence bi bakının. En azından bi hocam denemece yapın ;)

Kısa film sevdası başladı şimdide. Tamam maymun iştahlıyım oradan oraya her şeyi denemek, yapmak gibi bi huyum olsa da, bu kısa film olayında kararlıyım, yapıcazzz... Yalnız ufak bi sorunumuz vardı. Tamam çekelim de ne çekelim (=. 2 - 3 ay kadar haftada 3 akşam toplandık, oturduk, koştuk sonuca varmayı denedik. Çok enteresan konular çıkmadı değil ama bi sonuca varamıyorduk. Dışarda mı çekiçez içer de mi?, Güneşli bi gün mü olacak, yağmurlu mu? (Malum bu sene cemrede düşmedi, bir başka deyişle düştüyse de kötü yola düşmüştür artık :), Ne giycez? Ne yiycez? konuya karar verdik. Kısa film çekicez. Yani kısa filmde kısa film çekerken neler yaşanır onu çekçez.Arada da çektiğimiz kısa film'den, daha fazla süre gösterilen kendi el emeği göz nuru reklamlarımız olacak.Reklamlara da ordan ittirdikten sonraa,  o kadar işte , saçma yani. Kısacaa Kısa Film Denemeceee


Film Bitince Düzenlenecektir...

Hava soğuk.
Tak kulaklıkları.
Dışarı çık.
Üşü.
Yürü.
Daha çok üşü.
Daha çok yürü.
Üşüdükçe yürü.
Yürüdükçe, düşün.
Olmak istediğin kişiyi düşün.
Olduğun kişiyi düşün.
Sahip olduklarını düşün.
Senin olmayanları düşün.
Sevdiklerini, sevmediklerini düşün.
Kazandıklarını, kaybettiklerini düşün.
Söylediğin, söylenen yalanları düşün.
Seni terk edenleri, terk ettiklerini düşün.
Artık hayalini kurmadığın o hayatı düşün.
Ne kadar kolay vazgeçtiğini düşün.
Bir daha kimseyi sevemeyeceğini düşün.
Saatlerce düşün ama hiçbir şey düşünmediğini fark et.
Eve dön.
Aynaya bak.
Sol gözün kızarmış.
Demek ki ağlamak istemişsin farkında olmadan.
Ne zaman ağlamak istesen, sol gözün kızarır çünkü.
Aç sıcak suyu, gir altına.
Soğuktan donan vücudun sıcak suyun altında uyuşsun.
Kemiklerin sızlasın.
Acıya aldırma.
Düşün.
Yeniden düşün.
Ardından el salladığın otobüsleri düşün.
İnsanları düşün.
İhanetleri düşün.
Bir zamanlar hayallerin olduğunu düşün.
Bir zamanlar mutlu olduğunu düşün.
Mutluluğun nasıl bir his olduğunu unuttuğunu düşün.
O kadını düşün.
O kadına asla sarılamayacağını düşün.
Şimdi çık sıcak suyun altından.
Çık ve yaşa.
Ve yaşadığın bu şeye ‘hayat’ de.
Hep aynı şarkı çalsın kulaklarında.
Hep aynı yerden yansın canın.
Ama sen yine de hep, ‘hayat’ de.
Çünkü hayat, güzel rüyalarından haricinde kalan acımtrak zaman dilimi.
Çünkü hayat, hayat işte.
Çünkü hayat, hep böyle.


            " Hello World ", lise yıllarında, yazılıma ilk başladığımızda kullanmıştık bunu. İlk yaptığımız program buydu, " Merhaba Dünya ". Buraya da ilk yazıma bununla başlamak istedim. Başlarım en doğal hakkım, sana ne gibisinden saçma bi giriş yapmıyorum tamam...

            Her şeyin ilki zordur, önemlidir. Bütün ön hazırlık burada yapılır, bir şeyleri başlatır, bütün yük onun üzerindedir. Ondan dolayı ben bu kadar sade ve basit bir giriş yaparak tabuları yıkmak istiyorum. Yani şimdilik bu kadar.




Evet Hepsi Bu